Beyoğlu’nun Her İki Ucundan Gülsün Karamustafa ve Güneş Terkol İzlenimleri

Geçtiğimiz aylar Beyoğlu’nun iki farklı ucunda da kayda değer sergiler gerçekleştirildi. Bunlardan birisi Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde Akbank Sanat’ın 23 Aralık 2020 – 13 Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleştirdiği “6 Sanatçı Öncülünü Arıyor” sergisiydi. Diğeri de Elena Sorokina küratörlüğünde Pera Müzesi’nde 22 Aralık 2020 – 14 Mart 2021 tarihleri arasında gösterimde olan “Kristal Berraklığı” idi.

Bu iki sergiden de yolu geçenler Güneş Terkol ve Gülsün Karamustafa ikilisinin birbirini destekleyen işleri ile serginin birer parçası olduğunu fark etmiştir muhtemelen. Her geçen gün artan yabancılaşma ve bireyler arası kopuk bağlar sanat ortamında ve sanat eserlerinde de varlığını sürdürmekte. Hali hazırda yaşamı boyunca bir “birey” olmanın sınavını veren insan, sanatçı rolünde iken bu mertebesini bir konfor alanı haline getirmenin ve kendi zihninin sınırları dışına bir başkasının varlığı ve yardımı aracılığıyla çıkmayı reddedişin gafletine sıkça düşmekte. Solo çalışmalar üretmek sorgulanamayacak olan kişisel bir rıza ve seçim meselesidir; bununla birlikte tek başına olmanın fetişleştiridiği ve kolektif deneyimlerimizin sistematik olarak unutturulduğu bu çağda “birey ötesi” sanat işlerine de bir o kadar değer verilmelidir. “Birey ötesi” olarak adlandırabileceğimiz bu deneyim ise eserin tekliğinden/çokluğundan, formundan ve bütünlüğünden bağımsız şekilde gelişen pek çok vizyon ile gerçek kılınabilir. İlla kolektif bir iş olması bile gerekmez; birey ve dışarısı arasında daha kapsayıcı ve empatik bir ilişkilenme yaratmak ve kolektif deneyim ile bireyciliğin arasındaki geniş ve sonsuz spektrumdan herhangi bir parçada dengeyi bulmak yeterlidir. Bu iş bazen yalnızca dışarıya “bakmak” kadar kolay ve basittir: “Bakmak kültürel bir bağ/lam kurmaktır. Bağlam tarihsel olduğu kadar tarih dışı olma niteliğine de sahiptir.”(1)

Akbank Sanat’ın “6 Sanatçı Öncülünü Arıyor” sergisi, katılan her sanatçının kendisi ve eseri için bir öncül seçmesi ile oluşturulmuş. Yani sergi mekanında var olan sanat objesi; artık sadece kendisi için var olmaktan, kendisini bir “merkez” olma iddiasından veya sergi alanında kendisi olmayandan yalıtılmış olma eğiliminden çıkmakta ve eser diğer işler ile kurduğu kavramsal ve tarihsel bağ ve iletişim üzerinden kendisini var etmekte. Serginin, sanatçıların “öncülleri” ile ilintili olması zamanlar arası bir bağ da yaratarak belleğimizi canlandırdığı gibi eserler arası soğukluğu kıran “bütüncül” bir perspektif de sunabilmekte. “Öncül, gerçekliğin başka bir evresi ve aşamasıdır. Öncül seçen sanatçının gerçekliği kavrayışı çok daha bütüncüldür.”(2)

Gülsün Karamustafa
Atlı Halı
Kumaş kolajı, 90 x 133 cm
1986
Esra Sarıgedik Öktem Koleksiyonu

Eserlerin kendi bireysellikleri ve çevresi/öncülleri ile edindiği ilişkilenme güçlü ve muazzam bir denge halinde. Kolektif olanda kaybolmadan tekil kalabiliyor; tekilliklerinde kaybolmadan kolektif olabiliyorlar, tıpkı sanatçıların kendileri gibi: “Kendi çevresinden, biriktirdiği hikayelerden”(3) ilham almasıyla bilinen Güneş Terkol birçok projesinde kendi zihin ve benlik kalıplarını aşıp konfor alanından çıkarak sanat üretimini kolektif çerçevede sunmaya yatkın olan sanatçılardan birisi. Zaman zaman çeşitli sanat topluluklarında da aktif şekilde bulunuyor. Terkol’un 6 Sanatçı Öncülünü Arıyor sergisinde 2014 tarihli  “Holografik Kayıt” adlı eseri, Karamustafa’nın 1986 tarihli kumaş kolajı ‘‘Atlı Halı’’sıyla beraber sergileniyor. Holografik Kayıt’da reklam panoları taşıyan ve ucuz iş gücü için kullanılan göçmen işçilerin çeşitli hallerinin dikili olduğu kumaşlar, Coney Island sahilinde güneşli bir havada çekilmiş kumaşların videosu ve 3 ay boyunca şehirde aldığı seslerin kayıtları gibi öğeler bir arada yer almakta.(4)


Güneş Terkol
Holografik Kayıt
8 adet ikili dikiş, video ve ses yerleştirmesi
Ses kolajı Oğuz Erdin
2014
Krank Art Galeri’nin izniyle

Zamanında Terkol’un resim çalışmalarını kumaş kolajlarına dönüştürmeye başladığı süreçte; bulduğu malzemeleri hazır nesneler olarak kullanarak bir araya getiren Gülsün Karamustafa’dan aldığı ilham şimdi iki farklı işi Akbank Sanat’ta yan yana getiriyor: “Mezun olduktan sonra aynı okuldan mezun olan ve ilk görüşte ekosunu takip ettiğim işler Gülsün Karamustafa’nın işleri oldu. Eserlerinde gündelik malzemeleri dönüştürmesi, politik ve sosyal belleğe gönderme yapan yerleştirmeleri beni çok etkilemiştir.’’ (5)

Güneş Terkol’un aktarımından anlayabileceğimiz üzere bu iki sanatçı ve sanat pratiği arasındaki etkileşim uzun bir zamana yayılmışken, ikilinin ilk karşılaşmaları pek tabii yalnızca bu sergi değil. İlk defa 2008 senesinde ”I am here the time is no / ECF projesi kapsamında bir etkinlikte tanışan ve ardından İstanbul, Çanakkale, Konya, Trabzon, Mardin’de 2009 – 2011 arası faaliyet gösteren, “Türkiye’nin ve Türkiye’nin farklı kentlerinin Avrupa’da tanınmasını desteklemeyi ve bu kentlerde kültür ve sanat alanında çalışma yapmayı”(6) amaçlayan “Benim Kentim” projesinde de bulunan Gülsün Karamustafa Viena’ya, Güneş Terkol da Londra’ya gitmişti. Grayson Perry’nin Küçük Farklılıkların Kibri Sergisi 13 Mayıs – 26 Temmuz 2015’de Pera Müzesi’nde gerçekleştiğinde Terkol ve Karamustafa halılar üzerine detaylı bir sohbet de gerçekleştirmişlerdi.(7)


Güneş Terkol – “Mesafe Sözlüğü” (2020), Pera Müzesi

Akbank Sanat da daha birçok karma sergide karşılaşmış olan Terkol ve Karamustafa’nın rastlaşmalarını “öncül olan/ilham alan” ikiliğiyle daha açık ve radikal bir perspektiften sunmuş gibi görünüyor. Bu sergi ile eş zamanlı gerçekleşen Pera Müzesi’ndeki “Kristal Berraklığı” sergisi ise bu rastlaşmanın sürekliliğine yeni bir mekan ekleyerek süreci “zenginleştirmekte”: “Mesafesizlik yakınlık değildir.” diyor Byung Chul Han, “Yakınlığı yok eder daha ziyade. Yakınlık mekan açısından zengindir, mesafesizlik ise mekanı yok eder.”(8)

Terkol 2020’de ürettiği “Mesafe Sözlüğü” adlı eserini bu alıntı ile sunuyor manidar şekilde. Bu sefer dikişlerini ve kumaş kolajlarını farklı bir bağlam için konuşturuyor; pandemi sürecinin dayattığı ve yeniden ürettiği beden davranışlarına, dillere, duygulara ve bunların kalıcılaşmasına odaklanıyor. Saydam evinde bekleyen gönüllü bir kurbanı, beğenmekten sıkılan kişiyi veya sahilde bekleyen kadını resmediyor.

Tıpkı ‘’“Holografik Kayıtlar” işindeki gibi Terkol, kumaşlarının kırılgan ama güçlü yönünü yeniden kullanıyor. Mekana ve ışığa göre şekil değiştirebilen bu kumaş malzeme kendisine her iki mekanda galerinin tavanını mesken edinirken transparan dokuları imajların birbirlerinin arkasından görünmesini ve farklı hikayelerin iç içe geçmesini sağlıyor. Seyirciler de bu farklı yaşantıların izlerini, hikayenin içinden dolaşarak deneyimliyor.

Gülsün Karamustafa – ‘‘Witchcraft” (2000), Pera Müzesi

Karamustafa ise bu işin hemen karşısında 2000 tarihli “Witchcraft”(9) eseri ile sergide bulunuyor. Burada oyuncak bebeklerle dolu porselen bir dolabın şeffaf cam kapılarını açmaya çalışan küçük bir kız bulunuyor. Video odağı dolabın gizli merkezine doğru giderken bir anda durur ve video başa sarar. “Bilinmeyeni örten kapılar asla tam olarak açılmaz.” Yoğun ve sık bir mistification’a başvurulmuş olsa da bu iş Karamustafa’nın evrenini birçok açıdan çözümler; cam bir vitrin Karamustafa’nın bilinçaltına açılan kapı; grotesk biblo bebekleri ise onun vitrininde arşivlenmiş gölgeleri veya arketipler dünyasıdır adeta. Karamustafa buradan sekanslar sunar ama bu kuyuyu asla açmaz. Burada sessiz sedasız duran alt benliğin (ve dolayısıyla isteyerek veya istemeyerek etkileşimde olduğu kolektif/toplumsal bilinçdışının) biblo bebekler olarak form bulmuş olan sembolleri, yirmi sene sonra pandemi ile birlikte Terkol’un işinde kumaş kolajlar formunda “saydam evinde bekleyen gönüllü kurbanlara” dönüşmüş gibidir. “Witchcraft”da sonunu görmemizin yasak olduğu döngü, “Mesafe Sözlüğü”nde doğrudan bir şekilde mi sunulmuştur? Nihayetinde her iki sanatçı da; eserlerinin üretim yılında var olan farklı kolektif süreçleri kendi tarzlarında açımlamış ve yıllar sonra “Kristal Berraklığı” sergisinde tekrardan yan yana ilişkilenebilmiştir.

Bu iki değerli sanatçının sağladığı ve “kendiliğindenlik” ile gelişmiş olan jenerasyonlar arası iletişimi ve etkileşimi; solo/kolektif çalışmalar arasındaki yeni olasılıkları açığa çıkarıyor ve gelecekteki yeni karşılaşmaları adına heyecan uyandırıyor.

Kaynaklar: 
(1): Akbank Sanat, “6 Sanatçı Öncülünü Arıyor” küratör metninden. https://www.akbanksanat.com/sergi/6-sanatci-onculunu-ariyor
(2):  “Denenmemiş bir şeyi denedik” Hürriyet 
https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/denenmemis-bir-seyi-denedik-41733283
(3): https://www.iksv.org/tr/katilan-sanatcilar/gunes-terkol
(4): 6 Sanatçı Öncülünü Arıyor – Güneş Terkol 
"https://www.youtube.com/watch?v=JSylaNtDG_o"
(5): a.g.e. 
(6): “Benim Kentim” 
https://www.anadolukultur.org/34-calismalarimiz/145-benim-kentim
(7): Bkz: “On Grayson Perry: Gülsün Karamustafa and Güneş Terkol”
"https://vimeo.com/130754409"
(8): Şeffaflık Toplumu, çev. H. Barışcan, Metis, 2017
(9): Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=I6FOxmBh9oI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir