Çeşitlilik, kırılganlık ve güven üzerine yansımalar

Çeşitlilik, kırılganlık ve güven üzerine yansımalar

 

“Peki ya dünyayı anlamlandırma pratiği mümkün olanı kısıtlıyorsa? Gerçekten, anlamlandırmak ile olasılık yaratmak arasındaki ilişki nedir?”[1]

 

“Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz” başlıklı yazısında kriz ve eleştiri arasında modern deneyime dayalı sürekli bir gerilim ve etkileşim olduğuna değinen Boris Buden, bu iki kavramın birbiriyle temasının artık neredeyse kalmadığını vurgular.[2] Nitekim (öz)düşünümsel yaklaşımlar ve buradan doğan eleştirellik, kurum ve yapıları dönüştürme potansiyeli barındırmakla birlikte, belirli üretim ve dolaşım formatları değişmez (ya da ‘sabit değişken’) kabul edildiğinde bir çeşit meşrulaştırma aracına da dönüşebiliyor.

 

Ekonomik bağlamda özellikle de kaynaklara erişimde açığa çıkan asimetrik ilişkiler mevcut güvensizlik, güvencesizlik ve kırılganlığı kronikleştirirken, ‘tanımlanabilir’ kılmak için baz alınan üretim modelleri, değer ölçütleri ve ‘görünürlük’ çerçeveleri korunuyor. Bir yandan da sanatsal ve organizasyonel işgücünü ve değeri oluşturan unsurları tanımlamak çoğunlukla mümkün olmuyor, çünkü sermaye karşılığı olmayan emek (maddi veya gayri maddi) bu kriterlere göre kategorize edilemiyor – dolayısıyla sistematik olarak dışarıda bırakılmaya devam ediyor. Bu da sanatçılar için çalışmak, üretmek, ağ kurmak; aynı zamanda kendi kendini organize etmek ve belirli bir meşruiyet zemininde müzakere etmek için sürekli yeni stratejiler geliştirmek demek.

 

Türkiye kültür-sanat ortamında uzunca bir süre merkez-periferi ekseninde ele alınan kolektif, inisiyatif vb. oluşumların özellikle son yıllarda kazandığı ivme ile birlikte, hareket alanlarını yeniden tanımlayan ‘dağıtık’ örgütlenme modellerine ilişkin yeni referanslar oluşmakta. Çeşitli motivasyonlar etrafında oluşan; bileşenlerinin pratikleri doğrultusunda farklı refleksler, öncelikler geliştiren kolektiviteler, mevcut koşulların karmaşıklığı ile ilişki kurabilen ve spesifik ihtiyaçlara yanıt verebilen modellere olan ihtiyacı da ortaya koyuyor. Mesleki örgütlenmelerin ve hakların talep edilebileceği platformların eksikliğinden dolayı üretim/dolaşım modelleri standartlaşırken bu süreçlerin bir parçası olan aktörlerin işgücü ve güvencesine dair standartlar oluşturulamıyor. Bu anlamda güncel hareketlilik; sosyal güvencesizlik, aktörler arası güvensizlik, telif hakları, sansür gibi meselelerde basitçe bir arada durarak karar alma süreçlerine dahil olma ihtiyacı ve bununla ilgili ‘inisiyatif’ almaları ile de ilişkili. Pratiklerin ve bağlamların çeşitliliğinden dolayı belirli üst başlıklar altında ele almak her zaman mümkün olmasa da, tartışma ortamlarındaki çeşitlenmeye bakıldığında, farklı ölçek ve yapılardaki aktörleri bir araya getirme anlamında bu oluşumların etkin rolü olduğu söylenebilir.

 

Ekosistem gibi ekonomi kavramı da belirli bir süreç ve alan içerisinde, çeşitli pratiklerle somutlaşan bir sosyal ilişkiler bütünü. Bu ilişkilerde kurucu bir unsur olarak aktörler arası güven/-sizlik, kurumsal yapıları ve belirleyici karar mekanizmalarını doğrudan etkiliyor. Örneğin, yakın dönemde başlatılan dayanışma ağı Omuz[3] kaynak paylaşımında tam da buradan hareketle prodüksiyon odaklı şemaların dışında bir destek mekanizması oluşturmayı deniyor. Öncelikli olarak barınma, yemek ve sağlık gibi temel ihtiyaçları kesintiye uğramış görsel sanat çalışanlarını (sanatçı, küratör, yazar, prodüksiyon, kurulum ve teknik ekip çalışanları vb.), destek sağlamak isteyenlerle bir araya getiren bir ‘arayüz’ olarak işleyen platform, aciliyetleri önceleyerek ihtiyaçlara eğilen ve bileşenlerinin yapısına göre güncellenebilen aracılık yöntemlerini de tartışmaya açabilir.

 

Bu anlamda müşterek kavramı da benzerlik veya özdeşlikten çok süreç içerisinde oluşan yakınlıklar ile kurucular/bileşenler arası güven kavramı etrafında ele alınabilir. Burak Delier’in Kontratak, S.T.ARGEM., Gülsuyu-Gülensu Dükkanı gibi çalışmalarından edindiği deneyim üzerinden aktardığı önemli bir nokta, deneyselliğin eşitlikle bağlantılı bir kavram olması. Çeşitli tekilliklerin bir araya gelerek durabilmesi, ancak tarafların ‘bilmemeleriyle eşitlendikleri’ bir zeminde mümkün olabiliyor. Ancak beraber denerken aynılaşma baskısı olmadan, yatay ve geçişli hareket alanları oluşturulabiliyor. Böylece merkezi yapılara göre konumlanma yöntemine sıkışmadan kendi kurguladığı yapı (ya da yapısızlıklık) ile ilişkilerini kurmayı deniyor.[4]

 

Sadece ekonomik, politik ya da sosyal koşullar dolayısıyla değil, birlikte hareket etmenin bir getirisi olarak da alternatiflere yönelik oluşumlar her zaman kalıcılık peşinde olmayabilir. Tekil kalıcılıklarından çok müşterek alanlarda örülen ağ bağlantıları gözetilerek, yapı ve süreçleri ‘geçişli’, hatta bazen de geçicilikleriyle mümkün kılmak, ‘geçici’ ilişkilerden bir süreklilik sağlamak kritik bir soru olabilir. Bu anlamda bir ‘deneme kültürü’nden bahsedebilir miyiz, ya da aktarılan/devreden bir kültür oluşturmak için gerekli altyapıları nasıl kurabiliriz?

 

Kültür gibi teknoloji de düşünme/kavrama/yapma formlarımız ve araçlarımız ile bağlantılı. Örneğin blockchain teknolojisi ve açık yazılımların oluşturduğu merkezsiz/dağıtık modeller, hem bilişsel hem sosyal anlamda gelişen organizasyon formlarını yansıtıyor. Burak Arıkan’ın başlattığı veri haritalama, yayımlama ve analiz platformu Graph Commons[5] ile Mülksüzleştirme Ağları[6], Code of Acquisitions[7] gibi kullanıcıların katılımıyla geliştirilen ve güncellenebilen kolektif ağ yapılanmaları bu bağlamda düşünülebilir. Değişen koşullara uygun/uyumlu refleksler geliştirebilen modeller –her zaman hemen işlerlik kazanmasa da– ancak kurdukları ya da eklemlendikleri bağlamlarda sürekli denenerek ve deneyimleri aktararak, kaydederek, işleyerek, sorgulayarak[8] anlam kazanabilir.

 

Bu örüntülü ilişkiler ağı içerisinde sanatın ‘yersizliği’, çelişkileri ile ilişkilenmek, farklı yakınlıklar geliştirmek için formlar, araçlar, modeller üretme potansiyeli yan yana duruyor. Üretim ve ‘artı değer’ odaklı; yeniden, hızdan beslenen ve sürekli genişlemeye yaslanan üretim/dolaşım modellerinin güncel koşullarla uyumsuzluğu içinden geçtiğimiz bu dönemde daha görünür hale gelmiş durumda. Bu alanda etkinlik gösterenler olarak fonksiyonlarımızı, işlerliklerini yeniden düşünme, tasarlama aciliyeti kaçınılmaz olarak önümüzde. İletişim stratejileri kadar yanıt verebilirliği (response-ability) öncelemek –ve kurucu unsurları/bileşenleri sanatçı, küratör, izleyici gibi kategorilerden daha karmaşık şekillerde tahayyül etmek kritik bir önem taşıyor.

 

 

[1] J.K. Gibson-Graham, “Reading for economic difference”,  J. K. Gibson-Graham & Kelly Dombroski (ed.), The Handbook of Diverse Economies içinde, Edward Elgar Publishing, 2020, s. 476.

[2] Boris Buden, “Krizsiz Eleştiri: Eleştirisiz Kriz” (çev. Erden Kosova, Pınar Üner), Ocak 2006.

[3] https://omuz.org/

[4] Burak Delier, “Aracıların Değişen Konumu ve Hoşnutsuzlukları”, Sanat Dünyasının Senaryoları, Koç Üniversitesi Yayınları, 2016, s. 103-6.

[5] https://graphcommons.com/

[6] http://mulksuzlestirme.org/

[7] https://codeofacquisitions.org/

[8] Bağımsızlar Haritası [http://bagimsizlar.org/] ve Orta Format’ın kültür-sanat alanında çalışan aktörlerin Covid-19 sonrası stratejilerini ve alternatif örgütlenme yöntemlerini tartıştığı serisi [http://ortaformat.org/guncelleme-29-ortanormal] örnek gösterilebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir